3 GERİLİM
TÜRKİYE 2010 yılına üç tane çok tehlikeli gerilimle girmektedir. Gözüken odur ki bu üç gerilimin müstakbel evreleriyle ilgili gelişmeler yaşanmaya devam edecektir. Ancak hemen söyleyelim ki bunlardan iki tanesinin kontrol altına alınması, üçüncüsünün ise hemen önlenmesi gerekmektedir.
Devletin kurumları arasındaki gerilim
DEVLETİN en önemli kurumlarının birbirleriyle ciddi bir gerilim yaşadıkları gibi kendi bünyelerinde de tam bir bütünlük içinde olmadıkları az çok anlaşılmaktadır. Kurumlar hem birbirleriyle hem de kendi içlerinde önemli gerilimlerle karşı karşıyadırlar. Bunlar en önemlileri hükümet, asker ve yargıdır. Bu noktaya niçin ve nasıl gelindiği önemli değildir. Kimin haklı, kimin haksız olduğu da önemli değildir. Önemli hem de çok önemli olan bu gerilimlerin ucu açık bir şekilde tırmanmaya devam etmemesidir. Bunu temin için yargının başlattığı askeri kurumları da soruşturma kapsamına alan girişimlerden vazgeçilmesini kastetmiyorum. Ne bu girişimleri ne de hükümetin adını ettiği Açılımı durdurmak gerilimleri çözmek için bir çare değildir. Bundan sonra bunun imkanı da yoktur. Önemli olan bu gerilimlerin devletin işleyişini ve toplumun birlik ve bütünlüğünü bozmayacak bir düzeye indirilmesidir. Başbakan Erdoğan ve Genel Kurmay Başkanı’nın söz konusu gerilimi kontrol altında tutmak için büyük bir gayret ve özveri göstermelerini bütün toplum büyük bir memnuniyetle izlemektedir. Ancak bunun her zaman için yeterli olmadığı ve olmayabileceği hususu da mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır.
Siyasetteki gerilim
BU hükümetin Kürt Açılımı’nı (ilk olarak böyle ifade edilmişti) niçin başlattığını anlayabilmiş değilim. Bunu bir eleştiri olsun diye de söylemiyorum. Böyle bir Açılımın ne kadar riskli olduğunu Türkiye’de bilmeyecek bir tek kişi bile çıkmazdı. Siyasette riskli konulara girilmez diye genel bir kural yoktur. Ancak risk ne kadar fazla ise düğmeye basılırken o kadar fazla hesap yapılmış olması gerekir. Bunun yapılmadığı ortaya çıktı. Şimdi hükümet bunu durdursa durduramayacağı, devam ettirse ettiremeyeceği bir durumla karşı karşıyadır. Hükümet bu bağlamda bazı adımları atabilmelidir. Ancak bunun mümkün olabilmesi için iktidar ve muhalefet arasındaki akıl almaz boyutlara ulaşmış gerilimin yumuşatılması şarttır. Gerçi bundan sonra hükümet ne yaparsa yapsın muhalefetin Açılıma destek vermesi düşünülemez. Buna mukabil eğer Başbakan Erdoğan inisyatif alarak bu gerilimi gevşetebilirse muhalefetin itirazları daha makul bir düzeye inebilir. Başbakan muhalefete karşı üslubunu yumuşatarak böyle bir girişime başlayabilir.
Toplumdaki gerilim
İNSANIN söylemeye bile dili varmıyor. Bin yıldır birlikte ve kardeşane bir şekilde yaşamış, her türlü acısını ve sevincini paylaşmış Türklerle Kürtler arasında ñAllah etmesin- doğabilecek bir gerilimden söz etmeye insanın yüreği dayanmıyor. Ama devletin çatısında, siyasette ve medyada bu kadar gerilim olur ve habire tırmandırılırsa bunun toplumda böyle bir ayrışmaya sebep olacak etkiler meydana getireceğini düşünmek gerekir. Bir eski milletvekiline verilmekten vazgeçilen evden tutunuz da daha iki gün önce Edirne’de ve Erzincan’da yaşanan olaylar bile toplumun böyle bir gerilime doğru sürüklenebileceği endişesini maalesef doğruluyor. Gerek devletin bünyesindeki, gerekse siyasi partiler arasındaki gerilimin en azından toplumda böyle bir kutuplaşma ve gerilime yol açmaması için yumuşatılmasının ve kontrol altına alınmasının zamanı gelmiştir.
2 AÇILIM
BAŞBAKAN Erdoğan “Devletin kurumları arasında herhangi bir gerilim yoktur” dedi. Bu sözün anlamı açıkça şudur: Başbakan Erdoğan, birçok kişinin “devletin kurumları arasında ciddi bir gerilim” olarak nitelediği durumun devam edeceğini bu sözleriyle açıklamış olmaktadır.
İkinci açılım
BUNDAN 9 ay kadar önce, evvela Sayın Cumhurbaşkanı ve arkasından Başbakan Erdoğan, “Kürt Açılımı”nı gündeme getirmişlerdi. Bu konuda henüz somut bir adım atılmış değildir. Aksine bu girişim ciddi bir çıkmaza girmiştir. Tam da söz konusu çıkmazın açıklık kazandığı anda ortaya Başbakan Yardımcısı Arınç’a suikast girişimi iddiası ortaya atılmıştır. Suikastı yapacağı söylenen zanlıların TSK’dan olması yargının TSK’nın en mahrem yeri kabul edilen Seferberlik Tetkik Kurulu Başkanlığı’ndaki “Kozmik Oda”ya girmesiyle sonuçlanan bir seri olayın gelişmesine neden olmuştur. Böylece “Kürt Açılımı” gündemin gerilerine giderken ilk sırayı genelde Demokratikleşme ve özelde ise askeri vesayet rejiminin sona erdirilmesi almıştır. Gerçi hükümet “Kürt Açılımı” tabiri tepki alınca bunun yerine “Demokratik Açılım”ı devreye sokmuştu. Ancak bugün gündemde yer alan diğer Demokratik Açılımla bir ilişkisi bulunmamaktadır.
Yargıtay’la ilişkiler
HÜKÜMET askeri vesayet rejimi olarak adlandırılan durumu sonuçlandırmak için önemli adımlar atacağı izlenimini vermektedir. Bunun yanı sıra yüksek yargıyla da zıtlaşma devam etmektedir. Gerçi 2007 Nisan’ındaki TSK’nın e-muhtırasından sonra askerin yürütme ve yasama üzerindeki vesayetinin yüksek yargıya geçtiği görülüyordu. Bunun içindir ki hükümetin yüksek yargıyla da bir zıtlaşma içerisine girmesi kaçınılmaz olacaktı. Ancak yüksek yargı içindeki vesayeti üstlenen durumdaki kurum Anayasa Mahkemesi’dir. Bunun yanı sıra Yargıtay’ın hükümetlerle ilişkileri Anayasa Mahkemesi’yle olanlara göre çok daha mutedil olmuştur. Buna rağmen hükümet Yargıtay’la da ciddi bir zıtlaşma içerisindedir. Yargıtay Başkanı Adalet Bakanı’nın da bulunduğu bir toplantıda hükümetin yargı bağımsızlığına yaptığı müdahalelerden şikayetçi olurken “ateş bacayı sardı” demiştir. Görülüyor ki, hükümet bir bütün olarak yüksek yargıyla olan ilişkilerini de kesinlikle gevşetmek niyetinde değildir.
TSK ile ilişkilerde yeni adımlar
GEÇTİĞİMİZ hafta gündeme çok önemli üç haber düştü. İlk ikisi TSK’yla ilgiliydi. Birinci habere göre polise de ağır silah ithal etme izini veren bir yasa tasarısı İçişleri Komisyonu’na onun tarafından da bir alt komisyona havale edilmişti. Bunun arkasından yine bu haberle ilgili ikinci ve belki birincisinden de daha önemli bir haber ortaya çıktı. Bu habere göre zaman içerisinde sınır güvenliği askerden alınacak ve polise verilecekti. Bunun içinde özel olarak eğitilmiş elli bin polisten oluşacak bir güç meydana getirilecekti. Bunlar çok önemli adımlardır. Henüz girişim aşamasında olduğu için akibetleri hakkında bir şey söylemek doğru olmayacaktır.
Yeni Anayasa değişikliği
ÜÇÜNCÜ haber ise Anayasa değişikliği referanduma sunulduğu takdir de sürenin 4 aydan 45 güne indirilmesiyle ilgili hükümetin yasa teklifiydi. Yine bununla beraber olmak üzere hükümetin Meclis’e bir Anayasa değişikliği getirmenin arifesinde olduğu anlaşılıyordu. Bu Anayasa değişikliği içerisinde Anayasa Mahkemesi’nin üye sayısının arttırılması ve parlementonun Anayasa Mahkemesi’ne belli bir sayıda üye seçmesi gibi yine çok önemli bir madde bulunacağı söyleniyordu. Bunun yanı sıra parti kapatılması iyice zorlaştırılacak, hatta kaldırılacak bunun yerine SPK’yı ihlal eden üyelerin partilerinden atılmasıyla yetinilecekti. Bunun yanı sıra hükümetin Anayasa değişikliğine çıkmaza giren “Kürt Açılımı”nın önünü yeniden açabilecek bazı hususları da yerleştirmesi söz konusu olacaktı.
Bundan sonrası
ANAYASA değişikliği henüz belli olmuş değildir. Söz konusu Anayasa değişikliği iki önemli engelle karşılaşabilir. Birincisi Anayasa Mahkemesi’nin vereceği bir iptal kararıdır. İkincisi ise referandumla reddedilebilmesi ihtimalidir. Böyle bir Anayasa değişikliğinin akibeti hakkında bir şey söyleyebilmek için değişikliğin tamamının açıklanmış olması gerekecektir.19.1.2010
AYDIN MENDERES